1920’lerin başında Paris’te, yazar ve eleştirmen André Breton’un etrafında sürrealist akım oluşur. 1924’te “Sürrealist Manifesto”yu yayınlar. Sanatçıların amacı, daha üst düzey bir gerçeklik, bir “süper gerçeklik” ortaya koymaktır. Sigmund Freud’un psikanalizi gibi yeni bilimsel bulgular temelinde, bilinçaltının güçlerini serbest bırakmak için yeni yollar keşfedilir. Sürrealizmde (kelime anlamıyla “gerçekçiliğin ötesinde”), absürt ve irrasyonel, mantık ve akıl üzerinde hakimiyet kurar.
Parisli sürrealist grubun üyeleri arasında Alman ressam Max Ernst de yer alır. Zamanla Salvador Dalí, Joan Miró, René Magritte ve Luis Buñuel de gruba katılır. Hareket, Paris'ten hızla uluslararası alana yayılır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Yves Tanguy gibi çok sayıda sanatçı ABD'ye göç eder ve burada ikinci önemli bir dönem başlar. 1933’te Paris’te Ernst, Dalí ve Breton ile tanışan Richard Oelze, 1950’ler ve 60’lar boyunca Almanya’da çalışmalarına devam eder. Sürrealizmin halefi olarak, kendi kendini yetiştiren Jean Dubuffet gösterilir. Yeni bir özgünlük arayışında, akademik idealleri kasıtlı olarak altüst eden eserler yaratır.
Weitere Medien
Birinci Dünya Savaşı‘ndan sonra Almanya’da büyük siyasi ve toplumsal değişiklikler yaşanmış ve bu durum sanatçıların çalışmalarına doğrudan yansımıştır. 1914 öncesi coşkulu hareketlerin yerini, gerçekliğe daha eleştirel bakan, daha ciddi bir tavır almıştır. Bu sadece metropol olan Berlin’le sınırlı kalmamıştır.
Weimar’da, Oskar Schlemmer’in de katkıda bulunduğu Bauhaus ile, tasarımın kapsamlı ve hayat biçimlendirici bir görev olarak görüldüğü, insanın yeni bir imajının yaratılmaya çalışıldığı bir sanat okulu kurulmuştur. Köln’de ise Franz Wilhelm Seiwert, Gerd Arntz ve Heinrich Hoerle etrafında toplanan „Kölner Progressiven“ grubu, son derece basitleştirilmiş bir biçim diliyle toplumsal durumu ve aksaklıkları analitik olarak net bir şekilde resmetmek için bir araya gelmişlerdir. Düsseldorf’ta, „Jungen Rheinlands“ çatısı altında, Otto Dix’in detaycı ve keskin gerçekçiliği ile Wuppertal-Barmen’deki sanat okulunda eğitim alan Jankel Adler gibi birbirine zıt sanatçılar bir araya gelmiştir. Adler’in şiirsel ve kübizmden esinlenen tarzı, Yahudi kimliği sorularını da ele alıyor.
Wuppertal-Elberfeld’de doğan ve Bauhaus’ta Lyonal Feininger’den eğitim alan ressam Carl Grossberg de, insan figürü yerine modern şehir manzaralarının ve sanayi tesislerinin soğuk formlarını odaklanmıştır.